|
Bu sitede yer alan şiirleri (ya da şiirimsileri) hiç
kimseler “okusun, beğensin, yorum filan yapsın” diye
yazmadım. Belki, bırakın şiiri, –benim nitelendirdiğim
şekliyle- şiirimsi bile değildirler. Ben bir duygu
fışkırması, isyan, haykırış, boşalış yaşayacağım,
sindirildiğim hapishaneden sözcüklerle kaçmaya
çalışacağım, sözcüklerin içine yükleyeceğim özgürlüğümü
ve ifadelerimi, ondan sonra bunları hiç yaşamamış
kimseler yorum yapacak... Kalabilir...
Bir şeyler anlatmak istedim sadece... Unuttuğumuz bir
şeyler... İnsanoğlunun yitirdiği ve artık görmek bile
istemediği bir şeyler... NEFRETİN İÇİNE GİZLEDİĞİMİZ BİR
ŞEYLER... Ne kadar yazarsak yazalım, yitirdiğimiz o
şeyin değerini anlayamayacağımızı artık hepimiz
biliyoruz... Farklı bir yol denedim ben... “Denemiş
olmak için” değil ama, öyle hissettim, öyle düşündüm,
öyle çığlık attım hep... Çığlıklarım sözcüklere döküldü,
dizildi bir bir... Belki onları da oraya hapsettim, ama
özgürler aslında... İşte bu yüzden her okuyuşunuzda
değişecektir hapsolan sözcüklerin sırası ve anlamı: Bir
deneyin bakın...
Tekrar söylüyorum: “Beğenmek, okumak zorunda değilsiniz;
hatta düşünmek zorunda bile değilsiniz yansıtmaya
çalıştığım tedirginliği, korkuyu, azabı, yankıyı...” Tek
başıma da savaşırım ben... Ama birlikte olmak, birlikte
düşünmek, birlikte tartışmak, “nefreti birlikte
ayıklamak, onun içinden hüznü ve yitirdiğimiz o şeyi
çıkarmak” çok daha güzel... İnanın bana...
Var mısınız yıllarca nefretlerimizin içine gizlediğimiz
ve artık nasıl bir şey olduğunu bile bilemediğimiz o
yitik hazineyi; nefret, çamur, balçık, korku, bulantı
kokan şiirimsilerin içinden çıkarıp tüm insanlığa
sunmaya?..
Buyurun o zaman içeriye... |