|
tutup yolasım
geliyor
bu şehrin sakallarını
ve kusasım geliyor dinledikçe
boz bulanık çamursu masallarını...
beynimde uğultularla
adımlarken sokaklarını
çıldırasım
tutup tüm nefretimle bağırsaklarını
deşesim
ve pisliğe bulanmış yalanlarını
mermi saçan gözyaşlarımla
vurasım geliyor...
haykırasım bağırasım
ağlayasım geliyor
ve senfoniler ortasında çığlıklarımı
arabesk bir yalnızlığa
gömesim geliyor...
ah işte çocukluğum köşede
çelik-çomak oynuyor
ve sokak çeşmelerinde
yitik dostluklar gülüyor...
gördükçe yırtınasım
kayıp sevdalarını görüp bu şehrin
kendi içime gömülerek
kaybolasım geliyor...
annemin neşeli hüznü geliyor aklıma
gözlerim doluyor
ellerimde bu şehrin yitirilmişlikleri
baktıkça
geçmişin zengin yoksulluklarına
ölesim ölesim ölesim geliyor...
ve kendime rağmen kendim
büyütürken kaçışlarımı
pis pis sırıtarak
ve ufukları utanmadan yırtarak
varsıl bir sefalete mahkûm bu şehir
geceye hapis bir şafakla
silip götürüyor umutlarımı...
yutasım geliyor yutasım sonra
şehrin tüm kötülüklerini
içesim bitiresim tüketesim
ağlayasım haykırasım bağırasım
şehre bakıp kusasım
ve korkuya batırılmış pişmanlıklarımı
yiyerek tüketesim geliyor...
şehir mi?
şehir hep bildiğiniz gibi
timsah gözyaşlarıyla
beni teselli ediyor
gülüyor umutlar vadediyor
sürme çekilmiş gözlerindeki
gizli adanmışlıklarla
ve sakallarını gizlediği
tıraşlı suratıyla
bana nasihatler veriyor
gülümsüyor durmadan
anlatıyor da anlatıyor...
oysa benim bu şehirden
delicesine
çılgınlar gibi
hiç durmadan
ve ölürcesine
kaçasım geliyor
kaçasım geliyor
KAÇASIM GELİYOR... |