200 YIL SONRA / SLEEPER (1973) - Film İncelemesi

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden durmadan aşk şarkıları söylüyorum.

 

Ne ölümler yaşatırım

İçimde ben

Hiçbiri kalmaz kendime

Bir karlı bahar açar

Gözlerimde yankısız

Kendimi öldürmekten

Yenik düşerim kendime...

Bu sitenin içeriğinden tam olarak faydalanabilmek için sisteminizde

 

JAVA ve FLASH PLAYER

 

yüklü olmalıdır.

200 YIL SONRA / SLEEPER (1973) - Film İncelemesi

 
Orijinal / Türkçe Adı:  Sleeper / 200 Yıl Sonra
Ülkesi:  A.B.D.
Yapım Yılı:  1973
Türü:  Komedi, Bilim-Kurgu
Yönetmen:  Woody Allen
Oyuncular:  Woody Allen, Diane Keaton

 

Aslında Woody Allen'a bugüne kadar hiç ısınamamış biriyim. Hem yönetmen hem oyuncu olarak birçok filmini yapay, itici ve zorlama bulurum. Entelektüel bir kayanın ardına saklanıp oradan arada sırada kafasını gösteren, kendini beğenmiş, kibirli ve "siz ne anlarsınız" tarzında bakışlar atan biri olarak şekillenmiştir kafamda.

 

Ancak kendisinin de "ilk komik filmlerimdendir" dediği "Sleeper / 200 Yıl Sonra" gerçekten eğlendirici, düşündürücü, siyasal hicvin sınırlarında dolaşan ve Woody Allen'in kişiliğine de çok yakışan bir film olmuş.

 

Film, 1973 yılında dondurulup 200 yıl uyuduktan sonra 2173 yılında uyandırılan bir adamın öyküsünü konu alıyor ve aklınıza gelebilecek her kavramı kıyasıya eleştirmekten geri durmuyor. Dinden politikaya, seksten ölüme, yiyeceklerden giyeceklere kadar her konuda eleştiriler getirip kahkahalar attıran film bu haliyle geçmişi, günümüzü ve hatta geleceği bile tiye alıyor.

 

Örneğin;

 

"200 yıldır sevişmediğine inanmak zor," diyen kız arkadaşına

 

"Evliliğimi de sayarsan 204 yıl," diye cevap veren Miles rolündeki Woody Allen hem seks hem de evlilik konusunda yabana atılamayacak ve kolay kolay içinden çıkılamayacak bir sorgulama getirmektedir.

 

Yine kız arkadaşının;

 

"Bilime inanmıyorsun. Siyasete inanmıyorsun. Tanrı'ya inanmıyorsun. Öyleyse sen neye inanıyorsun?" sorusuna cevap veren Miles;

 

"Sekse ve ölüme. Hayatta başına bir kez gelen iki şeye. Ama en azından ölümden sonra miden bulanmıyor." diyerek insan içgüdülerinin en saf halinin insanın doğası olduğunu, geri kalan her şeyin yapaylığını, gerçek korkuların bunlar üzerine kurulduğunu ve bilimin, siyasetin, dinin bu korkulardan kaçış için oluşturulduğunu kendi bakış açısından ifade etmektedir.

 

Miles'ın kendi zamanından 200 yıl sonra sözde modern (ancak totaliter) bir çağda yaşayan kız arkadaşının;

 

"Tanrı'ya inanır mısın?" sorusuna

 

"Sanırım bana teolojik varoluşçu ateist diyebilirsin. New Jersey'in bazı bölgeleri hariç evrenin yaratılışında belirli bir zekâ olduğuna inanırım,"diye cevap vermesi sadece 200 yıl sonrasında / öncesinde değil, dünyanın kuruluşundan beri tartışılagelen bir olguyu özümseyip, sınadığını ve kabul edişini gösterir.

 

Oysa Miles aynı soruyu kız arkadaşına sorduğunda;

 

"Orada bizi izleyen biri olduğuna inanırım," cevabını alması üzerine çok sakin bir şekilde;

 

"Ne yazık ki, o devlet!" karşılığını vermesi, değil geçmiş ve günümüzde, gelecekte de politik anlamda bazı şeylerin hiç değişmeyeceğini anlatırken Miles'ın (geçmişten gelmesine rağmen) geleceğin dünyasında yaşayanlardan daha bilge olduğunu (daha doğrusu bilge olmaktan ziyade daha çok şey yaşayıp, tecrübelerini içselleştirdiğini ve kabul edişini) kanıtlar.

 

Filmin bir yerinde kendisini 200 yıl sonra uyandıran doktorların sigara ikramına Miles;

 

"Ben sigara içmem!" deyince doktorlar;

 

"Tütün bu. Vücut için en yararlı şeylerden biri!" cevabını verirler.

 

Yine aynı doktorlar başka bir sahnede;

 

"1970'li yıllarda katı yağ, biftek, yaş pasta ve sıcak çikolatının sağlıksız olduğu söyleniyordu. Oysa bugün tam tersini biliyoruz." derken film bir anlamda günümüzde (daha doğrusu 70'li yıllarda yeni yeni çıkmaya başlayan) kapitalist sağlık, zayıflama, rejim vs insanı şekillendirmeye ve bu haliyle paralarını kapmaya çalışan sektörlere de büyük bir eleştiri getirmektedir.

 

Yine filmin bir bölümünde gelecekteki totaliter modern devlet tarafından beyni yıkanmış, bir ot gibi yaşayıp yemek, içmek, devletin izin verdiği ölçüde sanat yapmak ve mekanikleşmiş bir seksten zevk almak suretiyle hayatını geçiren kız arkadaşının Miles'ın da zorlamasıyla devrimci asilere katıldıktan sonra "kraldan çok kralcı" bir zihniyetle ve ezbere bir şekilde körü körüne devrimi savunması üzerine Miles'ın;

 

"Okusun diye birkaç kitap ver. Bir anda sözde entelektüel, neo faşist, Hegelci, Freudcu bir canavara dönüşsün!" diye hayıflanması da aslında değişen hiçbir şey olmadığını gösterir gibidir. (Bu sahne bana fakülte yıllarımdaki bazı arkadaşlarımı anımsattı.)

 

Son olarak filmin sonlarına doğru işlerin iyice karışması üzerine Miles;

 

"Burada ne aradığımı bilmiyorum. 237 yaşındayım. Emekli olmalıydım." derken aslında bir bakıma günümüz iş hayatının çarkları arasına sıkışıp kalan, acımasız bir şekilde ezilen, huzuru emeklilikte bulmaya çalışan ancak emekli olduktan sonra yaşlılığın getirdiği biyolojik ve fizyolojik sebeplerle istediklerini gerçekleştirmeye gücü yetmeyip, hayatı başkaları (patronlar) için yaşayıp kendi hayatını boşa geçiren insanın acısına / dramına ortak olmakta ve sisteme alaycı bir eleştiri getirmektedir.

 

Filmde bunlara benzer bir sürü diyalog heyecanlı bir öyküyle birlikte akıp giderken Woody Allen, çoğu filme, ustaya ve özellikle sessiz film dönemiyle Charlie Chaplin'e (Muz sahnesi) selam gönderiyor. Bütün bunlar da filmin bir çırpıda, eğlendirici ve düşündürücü bir şekilde çoğu yerde kahkahalarla izlenmesine yol açıyor.

 

Ben kendi adıma filmi çok beğendim. Büyük ihtimalle de ara ara izlemek isteyeceğim filmlerden birisi. Elbette herkes filmi benim beğendiğim kadar beğenmeyebilir ve benim hissettiklerimi hissetmeyebilir. Hatta yorumları tamamen değişik olabilir.

 

Bu açıdan bakıldığında yukarıdaki yorumlarımsa filmden, konudan ve diyaloglardan kendi anladığım şeyler ve tamamen kendi görüşlerim olup; filmi izleyen başka arkadaşların değişik görüş, fikir ve yorumları olursa okumaya ve üzerinde düşünmeye de hazırım.

 

Filme Verdiğim Puan: 10 üzerinden 8.

 

NOT: Yukarıda okuduğunuz yazı, tarafımdan 30 Haziran 2012 tarihinde yazılmış olup, aynı tarihte bazı değişikliklerle www.turkcealtyazi.org sitesinde yayınlanmıştır.

 

(30 Haziran 2012)

 

gitarisyen

(M. Feridun GÜLSAN)

 

"SİNEMA YAZILARIM" Sayfasına Geri Dön

 

 

Tasarlayan: gitarisyen

 Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024 X 768 çözünürlükte görüntülenir. © 2011