SANATÇI VE MODELİ /EL ARTISTA Y LA MODELO (2012) - Film İncelemesi

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden durmadan aşk şarkıları söylüyorum.

 

Ne ölümler yaşatırım

İçimde ben

Hiçbiri kalmaz kendime

Bir karlı bahar açar

Gözlerimde yankısız

Kendimi öldürmekten

Yenik düşerim kendime...

Bu sitenin içeriğinden tam olarak faydalanabilmek için sisteminizde

 

JAVA ve FLASH PLAYER

 

yüklü olmalıdır.

SANATÇI VE MODELİ / EL ARTISTA Y LA MODELO (2012) - Film İncelemesi

 
Orijinal / Türkçe Adı:  El Artista y La Modelo / Sanatçı ve Modeli
Ülkesi:  İspanya
Yapım Yılı:  2012
Türü:  Dram
Yönetmen:  Fernando Trueba
Oyuncular:  Jean Rochefort, Aida Folch, Claudia Cardinale

 

"El Artisa y La Modelo / Sanatçı ve Modeli" durgun ilerleyen bir film. Ama bu durgunluk filmi izlemeyi zorlaştıran değil, tam tersine akışına yardım eden bir durgunluk. Dingin, sade, yormayan hatta dinlendiren bir anlatımı var filmin. Bu yüzden de huşu içinde izleniyor. Filmin sanatsal konusu ve işlenişi ise damakta ayrı bir lezzet bırakıyor. Fernando Trueba, filme konu olan sanat araştırmalarını çok iyi yapmış ve bunları bu sade anlatımın içine yedirebilmek için dersine çok iyi çalışmış bir yönetmen görüntüsü çiziyor. Filmin siyah-beyaz çekilmiş olmasının da bu amaca hizmet ettiğini düşünüyorum.

 

Film hem doğa görüntüleri hem de sanat anlayışı / sanata bakış açısı bakımından çok hoşuma gitti. Yaşlı heykeltıraşın doğayı ve doğanın sanatla ilişkisini yorumlaması, bazen hiç konuşmadan çok şey anlattığı davranışları ve bakışları, mükemmelliğe bakış açısı ve birazdan bahsedeceğim mevsimlerle hem yaşlı heykeltıraşa modellik yapan genç kızın hem de heykeltıraşın özdeşleştirilmesi, filmin dikkate değer ve benim çok ilgimi çeken özellikleriydi.

 

Bir tarafta ömrünün sonbaharını yaşayan bir sanatçı; yaşlı bir heykeltıraş: Marc Cros. Amansız bir savaşın ortasında olmasına rağmen etrafındaki sorunlara kayıtsız bir şekilde belki de ömrünün son günlerini yaşıyor ve bunu büyük bir olgunlukla kabul etmiş durumda. Eski şaşaalı günlerini çoktan geride bırakmış. Yaşlı ama hâlâ güzel, çekici ve onu düşünen karısı Lea ile birlikte yaşıyor. Öyle ki; karısı bir gün sokakta gördüğü ve kocasını eski günlerine döndüreceğini düşündüğü genç bir kızı, kızın bu konuda hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen kocasına modellik yapması için eve getiriyor.

 

Diğer tarafta ise ilkbaharı simgeleyen bir genç kız; bir köylü kızı: Mercé. Toy, saf ve biraz gizemli görünmesine rağmen aynı zamanda direnişçilere yardım eden biri. Nereye gittiğini bilmiyor. Ama bir heykeltıraşa modellik yapacak kadar estetik bir vücuda / duruşa sahip. İşte bu yüzden yaşlı heykeltıraşın karısının dikkatini çekiyor ve modellik yapmayı kabul ediyor.

 

Böylece (bana göre) biri sonbaharı biri de ilkbaharı temsil eden bu iki insanın yolları bir yaz mevsiminin başında kesişiyor. Yönetmenin özellikle kullandığını düşündüğüm mevsim metaforuyla birlikte, yazdan sonbahara doğru akacak olan süreç boyunca yaşlı adam hayatının sonlarında tüm olgunluğuyla ona gençliğini hatırlatan genç kızı sanat anlayışı için model olarak kullanır ve belki de son ve en mükemmel eserini üretmeye çalışırken, yaşlı adama modellik yapan genç kız da yaşlı heykeltıraştan öğrendikleriyle hem ruhen hem de bedenen olgunlaşmaya doğru gidiyor. Oysa hep bildiğimiz gibi ilkbahardan sonra yaz gelmesine rağmen, sonbahardan sonra kışın gelmesi kaçınılmaz...

 

Filmde yaşlı heykeltıraş Marc Cros rolünü oynayan Jean Rochefort, karısı Lea rolünü oynayan Claudia Cardinale ve genç model Mercé rolünü oynayan Aida Folch'un oyunculukları gerçekten çok güzel ve sanki bu film için biçilmiş kaftan gibi duruyorlar.

 

Son olarak yönetmen Fernando Trueba'nın çok titiz bir çalışma yaptığı gözlerden kaçmıyor. (Zaten kendisi de bu filmiyle 2012 San Sebastian Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülüne layık görülmüş.) Sadece sanat hakkında donanımlı biri olduğunu filmde bize yansıtması değil, aynı zamanda heykeltıraşlık konusunda kapsamlı bir araştırma yapmış olması, sanatsal görüşleri ve tavırları bize aktarabilmesi ve ayrıca insan davranışlarını tüm samimiyetiyle, doğallığıyla gösterebilmesi -aynı zamanda senaryoda da imzası olan- Fernando Trueba'nın neden "En İyi Yönetmen" ödülünü aldığını da açıklıyor.

 

Ancak benim en çok dikkatimi çeken şey, film bittikten sonra ekranda kayan yazılarda yönetmen Fernando Trueba'nın birçok insana teşekkür ettiğini görmek oldu. Bu teşekkürlerden biri de ünlü Fransız heykeltıraş Aristide Maillol'un (1861 - 1944) "La Méditerranée / Akdeniz" adlı eserini kullanmasına izin verdiği için aslında bir oyuncu olan Olivier Lorquin'e ettiği özel teşekkürdü. Filmde yaşlı heykeltıraşın genç modeli kullanarak yaptığı heykel, Aristide Maillol'un "La Méditerranée / Akdeniz" adlı eseriydi, filmde bu heykel kullanılmıştı ve bunda bir sorun yoktu. Ancak Fernando Trueba'nın neden Aristide Maillol'un kendisine veya "La Méditerranée / Akdeniz" adlı heykelin sergilendiği Paris'teki Orsay Müzesi'ne değil de Olivier Lorquin'e teşekkür ettiğini çok merak ettim. Zira Olivier Lorquin'le Aristide Maillol arasında bir bağlantı kuramamıştım. Bu ünlü heykel Orsay Müzesi'nde olduğuna göre Olivier Lorquin'in kişisel sergisindeki bir eseri kullanmak için izin vermiş olması da düşünülemezdi. Epey uğraştıktan sonra bir Fransız internet sitesinde sonunda işin doğrusunu öğrendim: Olivier Lorquin, Aristide Maillol'un varisiydi ve Fernando Trueba bu heykelin / temanın kullanımı için Olivier Lorquin'den izin almış ve filmin sonunda da özellikle kendisine teşekkür etmişti. İşte bu da işini ciddi yapan, saygı duyan, nezaket ve alçakgönüllülüğünü hem filme hem de teşekkürlerine yansıtan yönetmene olan saygımın bir kat daha artmasına neden oldu.

 

Sonuç olarak "La Artista y La Modelo" hem yönetmenlik, hem oyunculuk hem de senaryo ve işleniş açısından özellikle sanatla ilgili filmleri sevenleri tatmin edecek bir eser olarak duruyor. En azından beni fazlasıyla tatmin etti. Çoğu insanın da seveceğini düşünüyorum. Umarım yanılmıyorumdur.

 

Filme Verdiğim Puan: 10 üzerinden 8.

 

NOT: Yukarıda okuduğunuz yazı, tarafımdan 31 Ekim 2014 tarihinde yazılmış olup, aynı tarihte bazı değişikliklerle www.turkcealtyazi.org sitesinde yayınlanmıştır.

 

(31 Ekim 2014)

 

gitarisyen

(M. Feridun GÜLSAN)

 

"SİNEMA YAZILARIM" Sayfasına Geri Dön

 

 

Tasarlayan: gitarisyen

 Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024 X 768 çözünürlükte görüntülenir. © 2011