ÖLÜMCÜL MARİA (1993) - Film İncelemesi

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden durmadan aşk şarkıları söylüyorum.

 

Ne ölümler yaşatırım

İçimde ben

Hiçbiri kalmaz kendime

Bir karlı bahar açar

Gözlerimde yankısız

Kendimi öldürmekten

Yenik düşerim kendime...

Bu sitenin içeriğinden tam olarak faydalanabilmek için sisteminizde

 

JAVA ve FLASH PLAYER

 

yüklü olmalıdır.

ÖLÜMCÜL MARİA (1993) - Film İncelemesi

 
Orijinal / Türkçe Adı:  Die tödliche Maria / Ölümcül Maria
Ülkesi:  Almanya
Yapım Yılı:  1993
Türü:  Dram, Gerilim, Fantastik
Yönetmen:  Tom Tykwer
Oyuncular:  Nina Petri, Peter Franke

 

Alman sinemasının önemli isimlerinden Tom Tykwer'i "Koş Lola Koş" ve "Koku: Bir Katilin Hikayesi" gibi ses getiren filmlerin yönetmeni olarak tanıyoruz. Filmografisinin başlarında yönetmenliğini üstlendiği "Ölümcül Maria" (Die tödliche Maria) da, Tom Tykwer'in en sıradışı, kışkırtıcı, rahatsız edici ve zorlayıcı filmlerinden biri.

 

Hemen başta şunu söylemekte yarar var: Bilinçli olarak boğucu bir atmosfere sahip olan, durgun, sıradanlığı tekrarlayan ama aynı zamanda hızla akan bu filmi izlemek bazı izleyicileri zorlayıp sıkabilir. Gerilim, dram, hatta romantizm ve trajedi türlerini barındırdığı söylenebilecek film psikolojik bir roman okurken alınan tadı veriyor. Filmin başlamasıyla birlikte (iç seslerle) olayların (ve filmde kurulan dünyanın) içine sıkıntıyla giriyor, oradan çıkmak için çabaladıkça daha çok merak ediyor ve rahatlayabilmek için filmin bitmesini bekliyorsunuz. Ancak film bittikten sonra üzerinize çöken rahatlama duygusu sadece yapay bir aldatmacadan ibaret kalıyor. Çünkü aslında o dünyadan çıkamıyorsunuz ve sorular, sorunlar günlük yaşamınıza bu filmle birlikte biraz daha artarak girmiş oluyor.

 

Film, Maria adında, kocası ve felçli babası tarafından kuşatılmış, hayali bir isime yazıp hiçbir zaman göndermediği mektuplarına ve bir kaçış olarak gördüğü sıradan böceklerden oluşturduğu koleksiyonuna sığınan bir kadının bunalımını, kendinden ve kendine kaçışını, psikolojisini, dramını, iç dünyasını ve çelişkilerini anlatıyor. Bu kuşatılmışlıkta ve özgür hapishanesinde mahkûm olan Maria'nın karşı komşusuyla yaşayacağı olaylar ise, beraberinde tekrar hem psikolojik hem de gerilim dolu sorunlar getiriyor.

 

Alman sinemasının güçlü dram ve karakter oyuncularından olan Nina Petri'yi Maria rolünde gerçekten çok başarılı buldum. Merly Streepvari bir yüz ifadesine sahip olan bu bayan oyuncu; kıstırılmış, kaçışı olmayan, zayıf görünen (ama aslında iç dünyasında potansiyel bir gücü barındıran) Maria rolüyle öyle bir bütünleşmiş ve bu zayıf karakteri öyle güçlü oynamış ki, film boyunca Nina Petri'nin oyunculuğu her yeri doldurup diğer karakterleri gölgede bırakıyor.

 

Sorgulayan, sorgulatan, (ve en önemlisi) kendince yorum yapmayıp sadece atmosferi yansıtan bu filmde hiçbir karaktere kızamıyor, acıyamıyor, hatta sevemiyor ve kendinize hiçbir karakteri yakın hissetmiyorsunuz. (En azından ben böyle hissettim.) Sadece bir rüya görüyormuşçasına olaylara müdahele edemeden filmin içine giriyor ve rüyanız nereye giderse siz de onu yaşıyorsunuz.

 

Şunu da tekrar söylemekte yarar görüyorum: Anlatımı, üslubu, çekimi, oluşturulan atmosferi ve müzikleriyle değişik bir şekilde kotarılmış bu ödüllü film; bilinçli boğuculuğu, huzursuzluğu, gerçekçiliği ve hatta acımasızlığı ile bazı izleyiciler için sıkıcı, zorlayıcı, rahatsız edici ve (hem filmle hem de kendileriyle) mücadele gerektiren bir film olabilir. Ama yine de bir insanın iç dünyasını neredeyse edebi bir lezzetle yansıtmadaki başarısı açısından bir göz atılmasının faydalı olduğunu düşünüyorum.

 

Filme Verdiğim Puan: 10 üzerinden 8.

 

NOT: Yukarıda okuduğunuz yazı, tarafımdan 06 Nisan 2012 tarihinde yazılmış olup, aynı tarihte bazı değişikliklerle www.turkcealtyazi.org sitesinde yayınlanmıştır.

 

(28 Mart 2012)

 

gitarisyen

(M. Feridun GÜLSAN)

 

"SİNEMA YAZILARIM" Sayfasına Geri Dön

 

 

Tasarlayan: gitarisyen

 Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024 X 768 çözünürlükte görüntülenir. © 2011