DALGALARI AŞMAK / BREAKING THE WAVES (1996) - Film İncelemesi

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden durmadan aşk şarkıları söylüyorum.

 

Ne ölümler yaşatırım

İçimde ben

Hiçbiri kalmaz kendime

Bir karlı bahar açar

Gözlerimde yankısız

Kendimi öldürmekten

Yenik düşerim kendime...

Bu sitenin içeriğinden tam olarak faydalanabilmek için sisteminizde

 

JAVA ve FLASH PLAYER

 

yüklü olmalıdır.

 

DALGALARI AŞMAK / BREAKING THE WAVES (1996) - Film İncelemesi

 
Orijinal / Türkçe Adı:  Breaking The Waves / Dalgaları Aşmak
Ülkesi:  Danimarka, İsveç, Fransa
Yapım Yılı:  1996
Türü:  Dram, Romantik
Yönetmen:  Lars Von Trier
Oyuncular:  Emily Watson, Stellan Skarsgård

 

2 saat 40 dakikalık süresi önce gözümü korkutsa ve başlarda biraz sıkılsam da, cesaret ve sabırla sonuna kadar izledim filmi. "Cesaret" diyorum, çünkü film bir aşk öyküsü anlatıyor ama bunu sıra dışı ve marjinal bir şekilde yapıyor. Bugüne kadar işlenmemiş bir şekilde... Ve -önce filmin bu kadar uzun olmasına anlam veremememe, 1,5 saatte konuyu anlatabileceklerini düşünmeme rağmen- son 15 dakikasına kadar her sahnenin, her diyaloğun gerekli olduğunu anladım. (Belki başlardaki bazı açık sahneler olmayabilirmiş). (Ama ah o son 15 dakika...)

 

Filmin bilerek oluşturulmuş kasvetli atmosferi yanında, beni en çok etkileyen "Bess" karakterini canlandıran Emily Watson'un oyunculuğu oldu. Filmdeki bütün karakterleri neredeyse bir kenara atıp sırf ona odaklandım. Karakterin ruh durumunu, yavaş yavaş kendi iç dünyasında ilerleyişini, şüphesini, sorgusunu, inancını ve özellikle Tanrı'yla yaptığı konuşmalardaki samimiyeti, doğallığı ve çocuksuluğu yansıtabilmesine hayran kaldım. Bir yönetmen olsam kadın oyuncu olarak Emily Watson'dan başkasıyla çalışmayacağımı bile düşündüm bir ara.

 

Bir arkadaşımın bana sürekli söylediği bir söz film boyunca kulaklarımda çınladı durdu: "Dua ederken ne istediğine ve nasıl dua ettiğine dikkat et, duaların gerçekleşebilir ama ayrıntıları senin istemediğin şekilde olabilir!"

 

Filmi -anlattığı öyküden hareketle- ön yargıdan uzak olarak izlemek gerektiğini düşünüyorum. Hatta ben filmin, aşk öyküsünden ve aşkın yaptırabileceklerinden ziyade, psikolojik bir öykü anlattığını ve bu yönüyle "psikolojik drama" olarak etiketlenebileceğini düşünüyorum. Tıp Fakültelerinde psikiyatri dalında eğitim alanlara izlettirilebileceğini düşünüyorum. İlk defa bu kadar ayrıntılı bir şekilde bir karakterin iç dünyasına inildiğini, psikolojisinin ve kişideki değişimin bu kadar iyi verilebildiğini görüyorum çünkü. (Bu işin uzmanları bunun bilimsel adını daha iyi koyacaklardır mutlaka). (Aslında sadece "Bess" karakterinin psikolojisi değil, kocası olan "Jan" karakterinin de psikolojisi, içinde bulunduğu ruh durumu, akıl sağlığı gibi şeyler de önem arz ediyor). Bu yüzden filme (anlatmak istediği konuya temel sağlayan "cinsellik" motifi yüzünden) dar bir açıdan bakmamak, bunun sadece filmin gelişimini ve "Bess" karakterinin ruhsal yapısındaki değişikliği yansıtmak için kullanılan bir obje olduğuna dikkat edip, öyle izlemek gerek. (Ama ah o son 15 dakika...)

 

Film ayrı ayrı isimler verilmiş olan yedi bölümden oluşuyor ve her bölüm başlangıcındaki müzikler çok iyi seçilmiş. Atmosfer iyi yansıtılmış, olayların geçtiği çevrenin coğrafyası ve ahlâk anlayışı iyi şekilde verilmiş. Bunlar -bana göre- filmin olumlu yanları.

 

Ancak (buraya kadar "ah o son 15 dakika" deyip duruyorum) filmdeki bazı mistik yanlara rağmen, filmin tamamına hakim olan "gerçekçilik" duygusu son 15 dakikada kırıldı bende. Sanki o kısım, biraz özensiz ve "film bir an önce bitsin" mantığıyla çekilmiş gibi geldi. Ve en önemlisi -belki de duygusallığın ve olayların etkisini artırmak amacıyla- filmin masalımsı ve mistik sonu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Ama elbette filmi sadece bu kısmıyla değil, tamamıyla değerlendirmek ve öyle yorumlamak gerek.

 

Sonuç olarak "aşk"a farklı bir yorum getiren, sıra dışı bir konusu olan, psikolojik yönü ağır basan bir film "Dalgaları Aşmak". Ancak herkesin beğenisine, zevkine ve anlayışına da hitap etmeyebilecek bir film. Bunun en önemli sebeplerinden biri filmin, anlatmak istediğini (bugüne kadar şekillenmiş değer yargılarımız, ahlâk anlayışımız ve ön yargılarımızı göz önünde bulundurduğumuzda) rahatsız edici, sarsıcı bir motif üzerinden vermiş olması... Ancak filmin bir aile filmi olmadığı, bu yüzden de tek başına sessiz, (mümkünse geceleyin) sakin bir ortamda, üzerinde uzun uzun düşünerek seyredilmesi gerektiği kesin.

 

Filme Verdiğim Puan: 10 üzerinden 8.

 

NOT: Yukarıda okuduğunuz yazı, tarafımdan 29 Nisan 2014 tarihinde yazılmış olup, aynı tarihte bazı değişikliklerle www.turkcealtyazi.org sitesinde yayınlanmıştır.

 

(29 Nisan 2014)


gitarisyen

(M. Feridun GÜLSAN)

 

"SİNEMA YAZILARIM" Sayfasına Geri Dön

 

 

Tasarlayan: gitarisyen

 Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024 X 768 çözünürlükte görüntülenir. © 2011