YAŞAMIN KIYISINDAN (ELVEDA KENDİM...)

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden durmadan aşk şarkıları söylüyorum.

 

Ne ölümler yaşatırım

İçimde ben

Hiçbiri kalmaz kendime

Bir karlı bahar açar

Gözlerimde yankısız

Kendimi öldürmekten

Yenik düşerim kendime...

Bu sitenin içeriğinden tam olarak faydalanabilmek için sisteminizde

 

JAVA ve FLASH PLAYER

 

yüklü olmalıdır.

YAŞAMIN KIYISINDAN (ELVEDA KENDİM...)

 

Gözlerimi açıyorum yavaşça: Üç gündür uyuyormuşçasına ve dünyayı göz kapaklarıma koymuşlarcasına bir zorlukla... Soğuk ve üşüyorum. Uyur uyanık bir durumda çıplak olduğumu hissediyorum... Hissediyorum ama yalnızca: görmüyorum. Gözlerim açık, ama bir karanlık var çevremde: Nemli ve soğuk... Ses yok: Sakinlik... Huzur veriyor... Sessizliği dinlemek bir süre: Ne güzel... Birden anlıyorum ne olduğunu. Doğrulmaya çalışıyorum ve kafamı kaldırır kaldırmaz müthiş bir acıyla tekrar uzanıyorum. Kafam taşa çarpıyor... Bütün bedenimi örten, her tarafı bağlanmış bir kumaşın içindeyim... Korku, yüreğimi ağzımda hissetmem, mide bulantısı ve kazıntı... Kaç gündür açım ben? Kaç gündür uyuyorum? Bağırmak istiyorum doğuştan konuşamadığımı unutarak... İlk şoku atlatınca "sakin ol" diyorum kendime: "Sakin ol, dikkatli düşün... Şimdi dün gece yatağa yamadan önce olanları düşün. Dün gece mi acaba?..." Sanki daha uzun süre önceymiş gibi geliyor bana. Öyle veya böyle yattım, deliksiz bir uyku çektim ve -ne kadar uzun sürmüş olursa olsun- karnım acıkarak uyandım: Gözlerim karanlıktan başka bir şeyle buluşmadan ve midem açlıktan yanarak... Gözlerim hiçbir şey görmemesine rağmen görebileceğimi biliyorum şu anda... Ama benim dışımda gelişen bir durum bu... Yüreğimdeki korku -önüne geçilmez, anlatılmaz korku- gözlerime sıçrıyor birden, uğulduyor kulaklarım. Anne, baba ben neredeyim?..
 

Aklıma gelen şeyi düşünmek bile istemiyorum nerede olduğum konusunda, ama gerçek bu... Bir yanlışlık sonucu buradayım, hayata sadece iki metre uzaklıktayım ve giderek nefes almakta zorlanıyorum... Bezin içinde çırpınmaya başlıyorum: Ah, bağırabilsem... Duyurabilsem sesimi insanlara... İnsan?... Var mı acaba?.. Bir düşse bunlar?.. Düş olmadığını kanıtlayacak kadar çarpıyor yüreğim. Sabah mı? Ya geceyse?.. Gülmeye çalışıyorum zorlayarak kendimi: Zaman kavramı anlamını ne kadar da yitiriyor. Ya mekân kavramı?.. Toprağı hissediyorum içimde, benimle bütünleşecek kadar... Kulaklarım uğulduyor...
 

Saniyeler geçiyor, dakikalar, saatler sonra... Hiçbir şey düşünemeyecek kadar korkuyorum.. Kaçıyorum düşüncelerden her zaman yaptığım gibi... Yaşarken de böyleydim... Yaşamak?.. Şimdi de yaşamıyor muyum?.. İçinde bulunduğum durumdan önceki süreci hangi sözcükle ifade edeceğimi bilemiyorum... Yoksul insanlar geliyor aklıma nedensiz: "Buna yaşamak denirse yaşıyoruz işte" diyorlar... Ve öyle canlı duruyorlar ki göz bebeklerimde... Yoksulluk, gözyaşı oluyor gözlerimde...
 

Sesler mi duyuyorum yoksa?.. Evet sesler... Ağlıyorlar mı?.. Konuşabilseydim, onlar da beni duyar mıydı? Birden ilginç bir fikir yerleşiyor beynime ve giderek haz veriyor bana, huzur veriyor... Neden bu yaşama içgüdüsü?.. Milyonda, belki de milyarda bir görülecek bu durumu kendi lehime çeviremez miyim? Hayatımda ilk defa kendimi, insanlara değil de kendime kanıtlama fırsatı buldum. Kullanmalıyım bunu...
 

Sakin olmaya çalışarak düşünüyorum: Uyudum, uyandım... Ama uyandığım yer yabancı bana. (Acaba yabancı mı gerçekten?) Ve uyandım mı?.. Uyanmak gözlerini açmak değil mi ışığa? Hatta özgürce değil midir uyanmak özgür olmasak bile?.. Göz yaşlarım kuruyor giderek düşündükçe... Evet; uyudum, uyandım ve şu anda uyumak için yattığım yerden başka bir yerde uyanmama rağmen, uyumadan önceki kavramlarla ifade edilen bir süreç içinde buldum kendimi. Hayır, kullanmayacağım o sözcüğü... Sadece "uyumadan önce" ve "uyandıktan sonra" var benim için... Ve insanlar bunu bilmiyorlar... Onlara bunu anlatmak için önüne geçilmez bir istek duyuyorum ama olmamalı... Bunu zaten yapamayacak olmam da önemli değil benim için. Uyandıktan sonra yine uyuyacağımı biliyorum. Belki biraz sonra... Ve onların olduğunu düşündüğü şekilde olacak her şey... Hiçbir şey bilmeyecekler... "Ecel" diyecekler... "Allah taksiratını affetsin" diyecekler... Allah... Kusurlarım?.. Günahlarım?.. Çabalamak, yaşamaya devam etmeye çalışmak?.. Daha mı iyi olacak sanki?.. Buradan kurtulabilsem bile, yine şu anda bulunduğum yere gelene kadar geçecek zaman içinde kusurlarımın ve günahlarımın artmasından başka ne işe yarayacak yaşamam?.. Tekrar huzur buluyorum bu düşünceyle... Şimdi yalnızca ben varım... Acaba dışarıdakiler bilseler durumumu, değişir mi her şey?..
 

Birden, içinde bulunduğum durumu algılamaya başladığımdan beri bir türküyü için için söylediğimi fark ediyorum: "Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara..." Bütün düşüncelerimin arka fonunda... İnce ince... İnce mi acaba, yoksa bütün düşüncelerimin önünde bu türkü mü vardı aslında?..
 

Derken, sarsılıyorum birden: Gerçekle karşılaşıyorum, kendimle karşılaşıyorum... Sadece yüreğimle değil, sadece gözlerimle değil, bedenimin tüm zerreleriyle korkuyorum... Pişmanlık... İşte bu acı veriyor... Kendime bakıyorum: Siyah beyaz yok artık, hep griler var... Yaşamamışlık mı bu, yoksa doyasıya yaşamışlık mı ölümü hiç düşünmemecesine?.. Delicesine bir çaba tekrar: Ellerimi kurtarıyorum beyaz olduğunu bildiğim elbisemden. Artık benim olacak bu küçücük yerde kalmış neredeyse son havayı da tüketircesine içime çekiyorum yaşamı... Ağzıma toprak doluyor, böcekler belki de... Ve yine o anda anlıyorum buraya çok yeni geldiğimi. Annemi istiyorum yanımda, bir aynaya bakmak, bir içimlik sigara, bir nefeslik daha hava... Ama yok artık: BİTMİŞ...
 

ELVEDA KENDİM...
 

(1993)

 

gitarisyen

(M. Feridun GÜLSAN)

 

"ÖYKÜLERİM" Sayfasına Geri Dön

 

Tasarlayan: gitarisyen

 Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024 X 768 çözünürlükte görüntülenir. © 2011