BİR YUDUM NOSTALJİ

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden durmadan aşk şarkıları söylüyorum.

 

Ne ölümler yaşatırım

İçimde ben

Hiçbiri kalmaz kendime

Bir karlı bahar açar

Gözlerimde yankısız

Kendimi öldürmekten

Yenik düşerim kendime...

Bu sitenin içeriğinden tam olarak faydalanabilmek için sisteminizde

 

JAVA ve FLASH PLAYER

 

yüklü olmalıdır.

BİR YUDUM NOSTALJİ / 70 VE 80'Lİ YILLARIN DİZİ FİLM JENERİKLERİ

 

Çocukluğumun geçtiği 70'li ve gençliğimin şekillendiği 80'li yılların vazgeçilmezleriydi televizyon dizileri. Bir de çizgi filmler vardı. Tek kanallı televizyon döneminde tek eğlencemizdi bu diziler. Bir dizinin bir bölümünü izleyebilmek için bir sonraki haftayı iple çekerdik. Kimlerle tanışmadık ki bu dönemde? Komiser Kolombo, Baretta, Charlie'nin Melekleri ve daha onlarcası... Ayrıca sayıca az da olsa yerli dizilerimiz vardı. Kaynanalar bunlardan biriydi. Şimdiki vıcık vıcık aşk ya da intikam, nefret, kan ve cinayet kokan dizilerden farkı sanırım içlerinde insan sıcağı olmasıydı. Ailenin önemini Küçük Ev dizisinden, güzel esprileri Cosby Ailesi ya da Alf dizisinden ve bir bilim kurgunun nasıl olması gerektiğini Uzay 1999 dizisinden öğreniyorduk. Heidi'yle birlikte umutla doluyor, Beyaz Gölge dizisinde sporun ve ilişkilerin önemini kavrıyor, Lassie ve Flipper dizileriyle hayvanları seviyorduk. Bonanza ile en kaliteli kovboy dizilerinden birini izleme imkânına kavuşuyorduk. Flander'lerin Köpeği ile hüznü ve duygusallığı öğreniyor, Uçan Kaz ile yepyeni maceralara yelken açıyorduk. Sanırım o zamanlar mecburen tek eğlencemiz olan bu dizileri sevme nedenlerimizden biri de buydu: Biz bu dizilerle hayatı, hüznü, sevgiyi, eğlenmeyi, değer vermeyi, yardım etmeyi ve içi doldurulmuş bir şekilde büyümeyi öğreniyorduk.

 

Bu dizilerin her birinin en az kendisi kadar güzel ve unutulmaz jenerikleri de vardı. Zaman zaman bazılarının melodileri ağzımıza takılıp dururdu. İşte bu dizilerden bazılarının jeneriklerini eski günlerin hatırına aşağıya aldım. Hiç büyümeyen ve o güzel günleri özleyen çocuklar için...

 

Aşağıda kısa kısa açıklamalarını yaptığım ve duygularımı aktardığım bu dizi filmlerin jeneriklerini izleyebilmek için başlıklara ya da resimlere tıklamanız yeterli.

 

GÖREVİMİZ TEHLİKE

1970'li yılların en sevdiğimiz dizilerinden biriydi. Perşembe geceleri "6 Milyon Dolarlık Adam" dizisiyle dönüşümlü olarak yayınlanırdı. Şimdi bile kulaklarımızdan gitmeyen, dillerimizden düşmeyen tempolu ve güzel bir müziği vardı. Görevi tehlike olan bir ekip, her bölümde akıllara durgunluk veren olayları, yine akıllara durgunluk veren yöntemlerle çözerdi. Hareketliydi, heyecan vericiydi, güzeldi.

 

Uzay 1999 dizisinde de oynayan Martin Landau ve Barbara Bain de bu dizide yer alıyordu.

 

Yıllar sonra tekrar dizileri, hatta sinema filmleri yapılmasına rağmen hiçbirisi o yıllardaki "Görevimiz Tehlike"nin tadını veremedi. En azından ben bu tadı alamadım.

 

WALTON AİLESİ

1970'li yılların sonuyla 80'li yılların başında yayınlanıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Çok sevdiğim bir diziydi. Hatırladığım kadarıyla cumartesi günleri akşam saatlerinde yayınlanırdı. Dizide yazar olmak isteyen ve her gece günlüğüne bir şeyler yazan Küçük John karakteri vardı. Sürekli günlük tutar, yazılar yazar, bu yazdıklarını gazetelere, yayınevlerine gönderirdi.

 

Dizide en hoşuma giden şeylerden birisi ailenin her üyesinin, her bölümün sonunda birbirlerine "İyi geceler" demesiydi.

 

Aile bağlarının önemini anlatması açısından önemli bir diziydi. Aile, birbirine her konuda yardım eder, destek olur, sorunları birlikte çözer ve mutluluğu hep birlikte paylaşırlardı.

 

Ne yazık ki, 70'li yılların sonuyla birlikte tüm güzellikler gibi bu dizi de gitti...

 

UZAY 1999

1970'li yıllarda cumartesi geceleri -sanıyorum- Uzay Yolu dizisiyle dönüşümlü yayınlanan bir diziydi. TRT'de iki sezon halinde 48 bölüm olarak yayınlanmıştı. Konusunu, Ay'ın Dünya'dan kopmasıyla Ay'da kalan Kumandan John Koening ve ekibinin uzayda yol almaları ve çeşitli maceralar yaşamaları oluşturuyordu. Bir de bayan doktor Helena Russel vardı. Kumandan John ve Helena birbirlerine aşıktı. Ama bu aşk genelde platonik  seviyede kalırdı. Bir de profesör vardı, zekâsıyla çoğu olayı çözerdi. İkinci sezondan bu profesör gitmiş, yerine bir gezegenden buldukları istediği her canlının kılığına girebilen bir kadın olan Maya'yı ekibe dahil etmişlerdi. Ekibimiz her bölümde çeşitli maceralar yaşar, türlü gezegenlere gider, bir sürü tehlikeler atlatırlardı. O zaman dizide kullandıkları teknolojinin günümüzde bile sırıtmadığını söylemeliyim. Özellikle bayıltmaya ya da öldürmeye ayarlanabilen U biçimindeki tabancaları çok meşhurdu. O yılların en sevdiğim dizilerinden biriydi.

 

ALF

1980'li yılların ortalarında yayınlanan bir diziydi. Her bölüm 20 - 25 dakika kadar sürüyor ve uzaydan gelen bir yaratık olan sevimli Alf'in Tenner ailesiyle yaşadığı komik olaylara gülüyorduk. Alf Melmac gezegeninden kazayla Dünya'ya ve Tenner ailesinin bahçesine düşüyor, sonra da onlarla birlikte yaşamaya başlıyordu. Alf'in geldiği gezegende kedileri yedikleri için, Tenner'ların kedisi Şanslı'nın peşinde koşup duruyordu hep.

 

Alf'in bu kadar sevilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de Alf karakterini Müşfik Kenter'in seslendirmesiydi. Alf her bölümde mutlaka Tenner ailesinin başına iş açar, sonra da işleri yoluna koyabilmek için daha büyük hatalar yapardı. Ailenin reisi olan Willie Tenner'a "Ama Willie!" deyişi hâlâ kulaklarımdadır.

 

Güzel esprileri olan bu diziyi internette dublajlı ve alt yazılı şekilde bulabilmek halen mümkün.

 

ALTIN KIZLAR

Bu dizi de tıpkı Alf gibi 1980'li yılların ortalarında yayınlanıyordu. Zekâ ürünü esprileri yüzünden ben çok severdim. Aynı evde yaşayan üç kadın ve bir de bunlardan birinin (sanıyorum Dorothy'nin) annesi vardı. Dorothy içlerinde en yaşlı ama en olgun ve akıllı,  temkinli olanıydı. Rose ise Dorothy'nin aksine saf bir kadındı. Blanche ise içlerinde en güzel olanıydı ve sürekli erkeklerle çıkardı. Ama Dorothy'nin annesi Sophie hepsinden daha akıllıydı ve onun yaptığı esprilere, diğerlerine laf çarptırmalarına karnımı tutarak gülerdim. 80 yaşındaki bir kadının bu performansına hayran olurdum.

 

Yanılmıyorsam çarşamba ya da salı akşamları saat 18:00 civarında yayınlanırdı. Zira bu diziyi izledikten sonra ailecek yemeğe otururduk.

 

Geçenlerde internette bir sezonunu buldum ve bu sezonun tamamını alt yazılı olarak izledim. Eski günlere dönmek gerçekten güzeldi.

 

BEYAZ GÖLGE

1970'li yılların sonlarına doğru yayına girip birkaç sene ekranda kalan bir diziydi. Gençlere basketbolu sevdirmişti. Bu diziden sonra neredeyse her mahallede bir basketbol potası ve ellerinde basketbol topu olan çocuklar görmek mümkündü. Yanılmıyorsam cuma ya da cumartesi geceleri yayınlanıyordu. Konusunu bir sakatlık geçiren basketbol oyuncusu Ken Reeves'in okul müdürü olan arkadaşı sayesinde Carver Lisesi'ne gelmesi ve okul takımının koçluğunu yapması oluştururdu. Okul takımının genelde siyahi olan oyuncularının her bölümde çeşitli sorunları olur, tam bir iyilik meleği (ama aynı zamanda tatlı sert bir adam) olan koç Ken Reeves de bu sorunları çözmeye çalışırdı. İlk bölümün sonunda koç Ken Reeves, sürekli takımın peşinde olacağını söylediği zaman takımdaki oyunculardan biri "Tıpkı beyaz bir gölge gibi!" demişti.

 

O zamanın tüm çocuklarına olduğu gibi bana da basketbolu sevdiren, basketbol takımına girmeme yol açan ve kolay kolay unutulmayacak bir diziydi.

 

FLIPPER

1970'li yılların başında TRT televizyonunda yayınlanan, sevimli ve akıllı yunus Flipper'in maceralarının anlatıldığı bir diziydi. Sanırım o yıllarda yaşayıp da bu diziyi sevmeyen yoktu.

 

O yıllarda diziyi izlerken anneannemin "Görüyor musun, ne kadar akıllı hayvan!" dediğini hatırlıyorum. Bir de "Bu hayvana bunları nasıl öğretiyorlar?" diye sorardı. Ben de hayret ederdim bir yunusun bunca şeyi nasıl yapabildiğine. Doğru ya, bu yunusun yaptığı çoğu şeyi birçok insan yapamıyordu.

 

O yıllarda yayınlanan her hayvanlı dizi filmde olduğu gibi bu dizide de kötü adamlar, kaçak avlananlar ya da kötü olaylar olurdu. Ama Flipper'in zekâsı ve -şimdi adını unuttuğum- küçük arkadaşı sayesinde kötüler yakalanır, kötü olaylar tatlıya bağlanırdı. Bir de unutamadığım sahnelerden bir tanesi Flipper'in iskelenin ya da teknenin yanında bir şeyler anlatmaya çalıştıktan sonra kuyruğunun üzerinde geri geri gitmesiydi.

 

HEIDI

1970'li yılların sonlarına doğru yayınlanan 52 bölümlük bir çizgi filmdi. Her hafta cuma günleri akşam saatlerinde konuk olurdu evlerimize. Sevimli Heidi, Peter, Büyükbaba ve Clara'nın maceralarını zevkle izlerdik.

 

Heidi'nin özellikle dağlarda, büyükbabasının yanında geçirdiği bölümlere karşı ayrı bir hayranlığım vardı. Doğa sevgisini; kırları, dağları, ağaçları sevmeyi bana bu çizgi filmin öğrettiğini söylesem sanırım yalan olmaz.

 

O yıllarda "Heidi" romanını almış ve defalarca okumuştum. Şimdi bile bazen "Heidi"nin çeşitli çevirilerini alır okurum.

 

Sıcak, sımsıcak bir çizgi filmdi.

 

BONANZA

1970'li yıllarda pazar günleri (sanıyorum ikindi vakitlerinde) yayınlanırdı. Baba Ben Cartwright, oğulları Hans, Küçük Joe (ve ismini unuttuğum bir oğlu daha) çeşitli maceralar yaşarlardı her bölümde. Aileye de hitap etmesi bakımından değişik ve zevkle izlediğimiz bir kovboy dizisiydi.

 

Pazar günleri bu dizi biter bitmez, bütün çocuklar sokağa dökülür, "Bonanzacılık" oynardık. Tabii hepimiz iyi adam olur, kötüleri yakalardık. Ağzımızla da bu dizinin jenerik müziğini çalmaya çalışırdık. Gerçekten çok kıvrak, etkileyici bir müziği vardı. Heyecan doluydu.

 

Daha sonra "Bonanza" adı altında çizgi romanı da çıkmıştı. Ama piyasadaki diğer çizgi romanlardan biraz daha pahalı olduğundan her zaman satın alamazdık.

 

Güzel ve bir döneme damgasını vurmuş bir kovboy dizisiydi.

 

LASSIE

Yine 70'li yıllarda yayınlanan ve akıllı bir köpeğin serüvenlerinin anlatıldığı bir dizi filmdi. Yayınlandığı günü hatırlayamıyorum ama sanıyorum hafta içindeydi. O zamanlar "Vay canına, şu köpeğe bak, insanlardan bile akıllı!" laflarını çokça duyardık çevremizde.

 

Lassie çoğu bölümde dost gibi görünen ama aslında bir suçlu ya da kötü olan birilerinin foyasını meydana çıkarır, onun sayesinde suçlular adalete teslim edilirdi.

 

Köpeklerin akıllı yaratıklar olabileceğin bu diziyle öğrenmiş, hayvan sevgisinin önemini bu diziyle kavramıştık.

 

Bir de insanın içine işleyen yumuşak, durağan bir müziği vardı bu dizinin.

 

KÜÇÜK EV

1970'li yıllarda sanıyorum en çok konuşulan dizi buydu. Uzun yıllar boyunca TRT ekranlarında bizleri güldürmeyi, ağlatmayı, hüzünlendirmeyi sürdürmüştü. Charles Ingalls, karısı Caroline, kızları Laura ve Marry'nin maceralarını izlemek için pazar günlerini iple çekerdik. Her bölümde ailenin ne olursa olsun pazar günleri kiliseye gitmesi gözümüze soka soka gösterilirdi.

 

Bir de -şimdi isimlerini hatırlayamadığım- bu aileye sürekli hava atan, kasabada market işleten bir aile vardı. Özellikle Laura bu aileye çok kızardı. Uzun yıllar boyunca TRT'de gösterilen dizinin sona yaklaşan bölümlerinde ailenin kızı Marry kör olmuş ve  bütün Türkiye üzülmüştü.

 

Şimdi bile bazen internetten bu dizinin jenerik müziğini dinledikçe gözlerim dolar, boğazıma bir şeyler düğümlenir.

 

AŞK GEMİSİ

1970'li yılların sonunda çarşamba akşamları yayınlanırdı. Her bölümde gemiye binen iki üç çiftin başından geçenler, gemideki bekârların aşkı bulmaları esprili bir dille anlatılırdı. Bu dizinin en önemli ve bizi çeken özelliğiyse unutulmaz giriş müziğiydi. Dizi başlarken jenerikte önce aşk gemisini görür, arkasından "Love, exciting and new..." diye başlayan şarkıyı her seferinde büyük bir hayranlıkla sonuna kadar dinlerdik.

 

Aşk Gemisi'nin kel kafalı kaptanı, aşçısı, yakışıklı doktoru ve diğerleri uzun yıllar çıkmadı aklımdan. Şimdi düşünüyorum da o zamanlar aşkı bile ne kadar naif yaşıyormuşuz.

 

BARETTA

70'li yılların vazgeçilmez dizilerinden birisiydi. Cumartesi geceleri yayınlanırdı. Robert Blake'in canlandırdığı Baretta karakteri başına buyruk, kendine göre kuralları olan bir polisti ve her bölümde zenci arkadaşı "Horoz George"un yardımıyla olayları çözer, suçluları yakalardı.

 

Bu dizinin yayınlandığı yıllarda "Barettacılık" oynadığımızı çok iyi hatırlıyorum. Aramızda kura çeker ve hangimizin Baretta olacağını tespit ederdik. Tabii Baretta olan arkadaşımızı kıskanırken bir taraftan da elimizde oyuncak tabancalar, durmadan sokaklarda koştururduk.

 

TATLI SERT

70'li yılların yine en sevdiğimiz dizilerinden biriydi. Klasik bir İngiliz dizisiydi. Dedektifler Mr. Steed ve Bayan Emma Peel, her bölümde birbirinden ilginç ve akıl almaz olayları çözerlerdi. Cumartesi günleri yayınlanırdı.

 

Orijinal adı "Avengers" idi. Her cumartesi günü bu diziyi kaçırmamak için elimden geleni yapardım.

 

Dizi yayınlanırken ben ilkokuldaydım. Daha sonra ortaokula geçtiğimde sanırım Emma Peel'i oynayan oyuncu değişmiş, bir de bu ekibe Gambit adında genç ve yakışıklı bir oyuncu daha dahil olmuştu.

 

MORK VE MİNDY

Yine 1970'li yıllarda en sevilen komedi dizilerinden biriydi. Başka bir gezegenden bir yumurtanın içinde dünyaya gelen Mork, Mindy ile arkadaş oluyor ve her bölümde komik maceralara imza atıyorlardı. Mork'un sürekli "Nanu nanu ark ark" demesi hâlâ kulaklarımdadır.

 

Mork'un kendine özgü hareketleri ve esprileri vardı. Çeşitli yanlış anlamalardan ya da sakarlıklardan dolayı Mork bir sürü hata yapar, işleri bazen berbat eder, bunları düzeltmek de Mindy'ye düşerdi.

 

Bu diziyle tanıyıp sevdiğim Robin Williams, daha sonraki yıllarda da oynadığı filmlerle en beğendiğim sanatçılardan biri oldu.

 

DAKTARİ

Bu diziye ilişkin çok fazla şey hatırlamıyorum. Ancak 1970'li yılların ortalarında yayınlandığını, Afrika'da yaşayan bir doktor ve kızının maceralarının anlatıldığını biliyorum. Sanıyorum bir de gözlerinden sorunu olan aslan Clerens ve şempanze Judy bu dizide yer alıyordu.

 

Çok küçükken anneannemlerin evinde izlediğimi anımsıyorum. (Zira o yıllarda her evde olmadığı gibi bizim evde de televizyon yoktu ve televizyonları olan anneannemlere giderdiml.) Hatırladığım kadarıyla Afrika'da yaşayan veteriner doktor kızıyla birlikte hem hayvanları tedavi ediyor hem de çeşitli maceralar yaşıyordu.

 

Şimdi düşünüyorum da o zamanlar ne kadar çok hayvanlarla ilgili dizi varmış...

 

COSBY AİLESİ

İşte 1980'li yıllara damgasını vurmuş ve uzun süre yayınlanmış bir dizi. Doktor Huxtable, avukat karısı, kızları ve oğlu Teo ile her bölümde birbirinden komik olaylar yaşarlardı. Doktor Huxtable'ın ağzını yaya yaya "Oğlum Teoooooo!" deyişini hiç unutamıyorum. (Elbette bunda büyük dublaj sanatçısı Sezai Aydın'ın rolü büyük.)

 

TRT'de uzun yıllar yayınlanan bu dizinin özellikle ilk bölümlerini çok severdim ben. Zira daha sonraki bölümlerde yıllar geçtikçe ailenin küçük kızı (sanırım adı Rudy idi) iyice büyümüş, Doktor Huxtable ve avukat olan karısı yaşlanmıştı. Ama espriler hiç bitmezdi tabii.

 

Doktor Huxtable'ın her olaya sevecen ve iyimser yaklaşımlarının yanı sıra kendine has bir şekilde dans etmesini de çok severdim. Hâlâ çoğu bölümünü hatırladığım ve uzun yıllar unutmadığım bir dizidir.

 

KUNG FU

Bizlere dövüşmenin değil, sevginin, olayları öncelikle konuşarak çözmenin, düşünmenin önemini öğreten 70'li yılların en ünlü dizilerinden biriydi. David Carradine'in canlandırdığı Çinli bir rahip olan "Çekirge" her bölümde olayları soğukkanlılıkla ve iyilikle çözmeye çalışır, ustası olduğu dövüş sanatına en son başvururdu.

 

Kendisi bir rahipti ve dövüş sanatının yanında insan psikolojisini, felsefeyi ve kendine hakim olmayı da iyi bilirdi. Sanırım bir Amerikalıyı öldürmek zorunda kaldığı için her bölümde kaçarak seyahat eder, genellikle bir kasabaya gelir ve burada sorunları olan insanlara yardımcı olurdu. Tabii bu arada kendisinin de başı dertten kurtulmaz, ama bu dertlere hep olgunlukla, güzellikle çare bulur, kaba kuvvete en son başvururdu.

 

Dizinin jeneriğinde çok güzel, yumuşak, anlamlı bir müzik vardı ve beni çok etkilerdi.

 

Biz, o zamanki çocuklar sorunları kavga ederek değil, güzellikle halletmeyi bu diziden öğrenmiştik.

 

ŞİRİNLER

1980'li yılların en ünlü çizgi filmlerinden birisiydi. Bir ormanda yaşayan küçük mavi şirinleri ve onların baş düşmanı büyücü Gargamel'le kedisi Azman'ın maceralarını konu edinirdi. Bir ara "Şirinler" filminin orijinal adı olan "SMURFS" ün "Small Men Under Red Father" (Kızıl Babanın Egemenliği Altında Yaşayan Küçük Adamlar) 'ın baş harflerinden türetildiği, yaşadıkları yerde hiç kilise olmadığı ve bu yönüyle komünizm propagandası yapıldığı birçok sohbete konu olmuştu.

 

Şimdi bile her bir Şirin'in adını tek tek sayabilirmişim gibi geliyor bana: Şakacı, Tembel, Şirine, Usta, Gözlüklü, Obur, Süslü, Bencil...

 

O yıllarda kendime "Şakacı Şirin" adını takmıştım.

 

Yanılmıyorsam çarşamba akşamları yayınlanırdı. Zira lise yıllarımda öğlenci olduğum zaman çarşamba günleri, akşama doğru eve gelir ve yemekten önce bu çizgi filmi izlerdim.

 

CHARLIE'NİN MELEKLERİ

3 kadın polisin maceralarını konu alan dizi, 70'li yıllarda çoğu kişiyi ekran başına bağlamıştı. O zamanlar bu filmde oynayan bütün oyuncuların gerçek adını ezbere biliyorduk. Sanıyorum Farrah Fawcet ilk sezon dizide rol almış (hatta saç stili çoğu kadını etkilemiş ve çoğu kadın saçlarına onun gibi şekil vermişti) ancak daha sonraki bölümlerde başka bir oyuncu yerine geçmişti.

 

Yanılmıyorsam çarşamba akşamları yayınlanırdı. Charlie'nin meleklerinin bir patronu vardı ama bu patronun yüzünü hiç görmezlerdi. Bunun yerine her bölümde patronun kendilerine verdiği ve yerine getirecekleri görevi Bosley adında şişman, sevimli birinden öğrenirlerdi. Her bölümde de Bosley'e patronu ne zaman göreceklerini sorarlardı. Her birinin ayrı yeteneği olan bu üç kadın bazen karateyle, bazen silahla, bazen de dişiliklerini kullanarak olayları çözer, suçluları adalete teslim ederlerdi.

 

 

UÇAN KAZ

Pazar sabahlarının vazgeçilmez çizgi dizilerinden biriydi 1980'li yıllarda. Nils adında çok yaramaz ve çiftlik hayvanlarına sürekli kötü davranan bir çocuk, bir büyücünün sihiriyle parmak kadar oluyor ve Morton adında uçmayı becerebilen bir kaza tutunarak çiftlikten kaçıyordu. Sonrasında her hafta bu ikilinin maceralarını izlemek düşüyordu bize.

 

Uçan kaz Morton'un değişik, gırtlaktan gelen, gıcırtılı ama sevimli bir sesi vardı. Daha doğrusu dublajı böyleydi. Her bölümde "Nereye gidiyoruz Nils?" diye sorması çok hoşuma giderdi.

 

O yılların o güzelim hayvanlı çizgi filmlerinden biriydi işte. Güzeldi, beklenirdi, konuşulurdu. Ama her güzel şey gibi, Uçan Kaz da unutulmaya yüz tuttu.

 

TONTON AİLESİ

Yine 1980'li yıllarda "Uykudan Önce" programının içinde yayınlanan ve orijinal adı "Barbapapa" olan bu çizgi film çocuklar tarafından çok sevilirdi. Tontonlar, yuvarlak ve yumuşak vücutları olan ve istedikleri şekle giren bir aileydi. Basit, kısa ve sevimli maceraları olurdu.

 

Özellikle baba Tonton, "Hop hop hop, değiş Tonton," deyince istediği her kılığa girer, bazen bir arabaya bile dönüşürdü. Tonton'ların sevimli ve yuvarlak hatları her çocuk tarafından sevilir, bu aileye özel bir ilgi duyulurdu.

 

İnternette "Barbapapa" olarak arattığınız zaman bu çizgi filmin bazı bölümlerini bulmanız mümkün.

 

MUSTİ

"Uykudan Önce" programının içinde yayınlanan bir başka çizgi film daha. Genelde bir anlatıcının "O gün hava güzeldi. Musti annesinden izin alarak dışarıya çıktı." demesiyle dünyanın en sevimli kedisinin maceraları başlar, birkaç dakikalık film boyunca çocukları hem eğlendirir hem de eğitirdi.

 

Bu çizgi diziden hatırladığım en önemli şey, hareketlerin son derece yavaş ve sakin olmasıydı. Musti her yere yavaş yavaş gider, yapacaklarını büyük bir sakinlikle yapardı.

 

25. YÜZYIL (BUCK ROGERS)

Çocukluktan gençliğe geçişimde en çok sevip izlediğim filmlerden biriydi. Orijinal ismi "BUCK ROGERS" olan dizide, Buck Rogers adlı kahramanımız bir uzay gemisinde 1987 yılında zaman atlamasına uğruyor ve 25. yüzyılda uyanıp çeşitli maceralara atılıyordu. Aksiyonu bol dizi filmlerden biriydi.

 

Yanılmıyorsam bir de robot arkadaşı vardı yanında. Her bölümde çeşitli yaratıklar, teknolojik aletler ve değişik giysilerin olduğunu hatırlıyorum bir de. Bunun dışında beyaz renkli ve Buck'ı sürekli yakalamaya çalışan robot askerler vardı.

 

Bilim-Kurgu türünü bana ilk sevdiren dizilerden biri olduğu için gönlümdeki yeri ayrıydı. Şimdi izlesem aynı zevki alır mıyım, bilemiyorum.

 

LOGAN'IN KAÇIŞI (LOGAN'S RUN)

İleri tarihlerde geçen dizinin konusunu, her türlü sorununu çözmüş olan bir toplumun kendi insanlarını 30 yaşına gelince törenlerle öldürmesi ve Logan adlı kahramanımızın 30 yaşına gelince bu kaderden kaçmak için çeşitli maceralara atılması oluşturuyordu. Yanılmıyorsam cumartesi günleri "Zaman Tüneli" adlı bir diziyle dönüşümlü olarak yayınlanıyordu.

 

Çocukluğumun en sevdiğim dizilerindendi. O zamanlar renkli televizyon olmadığı için siyah beyaz televizyonda izlediğim bu dizideki bir tür üniformaya benzeyen mini etek giyen kızların eteklerinin renginin kırmızı olduğunu çok sonra öğrendim.

 

Hatırlıyorum da; o zamanlar televizyonda yayınlanan en heyecanlı ve en güzel dizinin bu olduğunu konuşurduk arkadaşlarımızla.

 

TATLI CADI

Burnunu şöyle bir oynattı mı yapamayacağı sihir yoktu. Kocası Derrin'in patronuyla olan sorunlarını hep sihir yardımıyla çözerdi. Annesi Eldora ise kızı Samantha'nın bir ölümlü olan kocası Derrin'i hiç sevmez ve olmadık kötülüğü yapmaya çalışırdı. Bir zamanların en popüler dizilerindendi.

 

Samantha'nın kocası Derrin, eşinin işleri sihir yoluyla çözmesini istemez ve sık sık kendisinden sihir yapmayacağına dair söz alırdı. Ama işleri yoluna koyabilmek için Samantha, gizli de olsa  burnunu oynatır ve her durumu düzeltirdi.

 

Geçenlerde internette bu dizinin Türkçe dublajlı ilk dört bölümüne rastladım ve bir solukta izledim.

 

BALARISI TOMBİK (HONEY BEE HUTCHI)

Annesini kaybetmiş sevimli mi sevimli bir balarısının annesini ararken başından geçen maceraları konu alırdı. Her bölümde kendisine yardım eden böcekler olduğu gibi, onu öldürüp yemeye çalışan korkunç böcekler de olurdu. Kendisinden daha önce yayınlanmış bulunan "Arı Maya" adlı (nispeten naif) çizgi filmden daha ürkütücü ve benim rüyalarıma giren sahneleri vardı. Sanıyorum çarşamba günleri yayınlanıyordu. Zevkle izlerdik.

 

Özellikle peygamber devesi denen bir böcek türü sürekli bunu yakalayıp yemeye çalışırdı. Bu yüzden uzun yıllar boyunca peygamber develerinden korktum. Gerçekten çok da korkunç çizmişlerdi peygamber devesini. Ama Tombik her seferinde kurtulmanın bir yolunu bulur ve bu arada başkalarına yardım eder ya da çoğu karakterin arkadaşlığını kazanırdı.

 

Şimdi bazen düşünüyorum da; o zamanlar bir böceğin maceralarıyla bile bize arkadaşlığı, sevgiyi, iyilik etmenin önemini aşılayan bir çizgi filmi artık bulabilmek o kadar zor ki...

 

ARI MAYA

Hatırladığım kadarıyla 70'li yıllarda bu çizgi film de çarşamba günleri yayınlanırdı. Bir süre yayınlandıktan sonra bunun yerine "Balarısı Tombik" adlı çizgi film yayına girmişti. Bu çizgi filmin konusu da annesini kaybeden Arı Maya'nın maceralarıydı.

 

Arı Maya her bölümde annesini arar, bu arada çeşitli karakterlerle tanışır, türlü maceralar yaşar, kimilerine yardım eder, kimilerinden de yardım görürdü.

 

ŞEKER KIZ CANDY

Cuma akşamları yayınlanan bu çizgi diziyi kim unutabilir ki?.. Bir dönemin çocukları bu duygusal ve çok uzun bir süre devam eden seriyle büyüdü. Her bölümde Candy'nin duygusal maceralarını (ve bir süre sonra) Terry ile olan aşkını, bir kavuşup bir birbirlerini kaybetmelerini izler, bazen gözyaşlarına boğulurduk.

 

Yanlış hatırlamıyorsam yine cuma akşamları yayınlanan Heidi çizgi filmi tamamen bittikten sonra yayına girmiş ve uzun yıllar bizi ekran başına bağlamıştı. Daha çok kızların izleyeceği bir çizgi dizi olmasına rağmen biz erkeklerin de ilgisini çekerdi. Candy'nin yanından hiç ayırmadığı bir rakunu vardı.

 

Sanırım ilk bölümleri daha acıklıydı. Sonraları daha romantik bir hale bürünmüş ve bir bölümde erkek arkadaşı Terry ile ilk defa öpüştüklerinde, ertesi gün okulda hepimizin konuştuğu tek konu olmuştu.

 

KUM KUM

Bu çizgi filme dair aklımda pek bir şey kalmamış. Sanıyorum 70'li yılların başında yayınlanıyordu ve ben o zamanlar çok küçüktüm. Yine de hayal meyal hatırlıyorum. Özellikle unutulmaz müziğiyle akıllarda yer etmişti. Diğer çizgi filmlerden daha değişik bir tadı vardı.

 

Geçen akşam tesadüfen bir internet sitesinde bir bölümünü bulup izledim. Her şey bir yana, bir müddet sonra çizgi filmin müziğini mırıldanırken buldum kendimi. Kum Kum ve arkadaşlarını tekrar izlemek, kaybettiğin bir hazineyi bulmak gibiydi.

 

PİNOKYO

Sanıyorum salı akşamları yayınlanırdı televizyonda. O dönemlerde bu çizgi filmin birçok değişik versiyonu olmasına rağmen tek kanallı TRT televizyonu bu versiyonunu yayınlamıştı. (Tabii başka versiyonları da olduğunu yıllar sonra öğrendik.) Ama diğer "Pinokyo"lar içinde en sevdiğim buydu. Her bölümde yaramaz Pinokyo'nun maceralarını, okuldan kaçışını, hep kötü arkadaşlarına kanışını ve babası Geppetto Usta'yı üzüşünü izlerdik. Benim en sevdiğim çizgi dizilerdendi.

 

Bir de -yanılmıyorsam- bir kediyle bir sansar vardı. Her bölümde Pinokyo'nun aklını çelmeye ve onu tuzağa düşürmeye çalışırlar ve Pinokyo'nun başına bu yüzden gelmedik kalmazdı.

 

MAGNUM

Bildiğim kadarıyla 80'lerin başlarında yayınlanan bu dizide Tom Selleck'in canlandırdığı Magnum karakterinin maceralarını izlerdik. Magnum bir özel detektifti ve her hafta maceradan maceraya koşardı. Kırmızı bir spor arabası vardı. Her hafta çeşitli tehlikelere atılmasının yanı sıra güzel kızlarla takılmayı da ihmal etmezdi.

 

Sanırım 1980'li yıllarda TRT 2'de yayınlanmıştı. Arabasının markası Ferrari idi. Dizinin başlangıcındaki tanıtım kısmında Tom Selleck'in Ekrana doğru bakarak kaşlarını kaldırdığı bir sahne bulunmaktaydı.

 

Magnum maceradan maceraya koştukça, kötü adamlar tarafından sıkıştırılınca veya bir tuzağa düşürülünce biz de ekran başında heyecandan neredeyse tırnaklarımızı yerdik.

 

Bu dizi yüzünden hep bir Ferrari marka arabam olsun isterdim. Ama olmadı tabii. Hızlı bir diziydi. Ve olanca hızıyla geçip gitti hayatımızdan.

 

DALLAS

80'li yıllarda pazar günlerinin vazgeçilmez dizisiydi. Boby'li, J.R.'lı bu diziyi izlerken Ewing ailesinin başından geçenlere bazen üzülür, bazen kızar, bazen de dizi içindeki entrikaları şaşırarak izlerdik.

 

Her bölümde J.R. kardeşi Bobby'ye bir hainlik yapar ya da bir entrika çevirirdi. J.R.'ın karısı Sue Ellen güzel, zengin ama kocası yüzünden mutsuz bir kadındı. Bobby'nin karısı Pamela'yı (Victoria Principal) ise çok iyi niyetli bir kadın olarak tanır ve severdik. J.R. ve Bobby'nin annesiyle babası birleştirici ve sakinleştirici bir rol oynarlar ve sahibi oldukları Ewing Petrol Şirketi'ni başarıyla yönetirlerdi.

 

Uzun yıllar boyunca süren bu dizi, damaklarımızda hoş bir tat bırakarak geçti, gitti çocukluğumuzdan.

 

 

Tasarlayan: gitarisyen

 Bu site en iyi Internet Explorer ile 1024 X 768 çözünürlükte görüntülenir. © 2011